Yavuz Ağıralioğlu: Hüzünlü olmak zorunda olduğumuz bir gündeyiz!
Yavuz Ağıralioğlu: Hüzünlü olmak zorunda olduğumuz bir gündeyiz!
Yavuz Ağıralioğlu, “23 Nisan, Meclisin açılış yıldönümü bu sebeple Meclisi yeniden etkin hale getirmek sorumluluğu taşıdığımız bir gün bizim için” diye konuştu.
Yavuz Ağıralioğlu, “23 Nisan, Meclisin açılış yıldönümü bu sebeple Meclisi yeniden etkin hale getirmek sorumluluğu taşıdığımız bir gün bizim için” diye konuştu.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda düzenlediği basın toplantısında Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan okul saldırılarını değerlendirirken, “Bizim devlet, başa bela geldikten sonra konuşabiliyor. Başa bela gelmeden konuşamıyor; bizim siyasetçilerimizin en büyük problemi bu. Şimdi bakıyorum ki bayağı esaslı konuşabiliyorlar” yorumunda bulundu.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Ağıralioğlu, “Anahtar Parti, kurulduğu günden bugüne kadar bu 50+1 sisteminin meclisi etkisiz hale getirdiğini belirterek hususiyetle kaldırılmasını talep ediyor. 23 Nisan, Meclisin açılış yıldönümü bu sebeple Meclisi yeniden etkin hale getirmek sorumluluğu taşıdığımız bir gün bizim için” diye konuştu.
Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, basın toplantısında özetle şunları söyledi:
“ 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı bugün. Aynı zamanda millet iradesinin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) de açılışının ve çocuklarımıza hediye edildiği bir gün bugün.
Meclis Meclis olmaktan çıkınca…
Buradan hecelemek zorunda olduğumuz şeyler var. Onlar da şu. Meclisiniz Meclis olduğunda devletiniz oluyor, Meclis; Meclis olduğunda yedi düvele karşı iradeniz oluyor. Meclis; Meclis olmayı başarabildiğinde iradenizle milletinizin diğer milletlere karşı müstesna bir yeri, hedefi, ideali oluyor. Meclisi meclis olmaktan çıkarınca bugün olduğu gibi karşılaştığımız sorunlara şikâyetiniz oluyor. Bunu iki şeyle birleştirmek zorundayız. Çocuklarımıza karşı sorumluluklarımız, ikincisi meclisin etkin olmasına bağlı olarak sorun çözme kapasitemiz.
8 yıldır tecrübe ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin karnesiyle ilgili Anahtar Parti olarak itirazlarımız var. Yarı başkanlıkla rehabilite edilebilir diye düşünülen, sınırsız yetkiye maruz kaldığı için tenkit ettiğimiz bu sistem, devlet kapasitemizi, sorun çözme kapasitemizi, devletin kurumunu, devletin verimlilik alanlarının tamamını keyfileştiren, verimsizleştiren bir sorunla karşı karşıya bıraktı. Türk siyasetini azınlığın elinde rehin bıraktı. Yüzde 50+1’in +1’ini elinde tutanın; yani azınlığın çoğunluğa tahakküm alanını oluşturdu. Demokrasinin işleyiş mekanizmasını bölücülüğün şantajı haline getirdi. İlkesizliklerle yapılan ittifakları meşru hale getirmiş oldu. Siyasetteki anormalliğin sebebi haline geldi. Anahtar Parti, kurulduğu günden bugüne kadar bu 50+1 sisteminin meclisi etkisiz hale getirdiğini belirterek hususiyetle kaldırılmasını talep ediyor. 23 Nisan, Meclisin açılış yıldönümü bu sebeple Meclisi yeniden etkin hale getirmek sorumluluğu taşıdığımız bir gün bizim için.
TBMM; temsil, millet iradesinin tecelli ettiği yerde devletin sorunlarını çözebilen bir imkâna kavuşabilsin. Meclisimiz çocuklarımıza emanet edilen bir meclis olsun. Çocuklarımızı koruyabilen, çocuklarımızın ihtiyaçlarını duyabilen, yönetebilen, çocuklarımıza güçlü bir gelecek inşa edebilen bir meclis olsun. Bugün siyasette en çok konuşulan sorunlardan biri siyasetin empati yoksunluğu. Vefat eden çocuklarımızla, onların aileleriyle empati yoksunluğunu tenkit ediyoruz. Daha önce de birçok kez düzeltilsin istediğimiz 50+1 sistemiyle bozulan bir mekanizma var. Bizim hissettiğimiz acıları toplumla paylaşırken sorumluluk makamında uygun görmediğimiz birtakım açıklamalara sebep olan bir şey var. Vefatlarında çocuklarımıza deniyor ki ‘onlara haklarınızı helal ediyor musunuz?’ Bu ifade empati yoksunluğunun açık tezahürü. Biz çocuklarımıza hakkınızı ‘helal ediyor musunuz’ sorusunun sorulmasına maruz kalıyoruz.
‘Çocuklarımız bizi bağışlasın’ demek zorunda olan insanlarız! Evlatlarımız bizi bağışlasın. Teneffüsle zil sesiyle, mutlulukla huzurla okumaya, eve güvenle dönmelerine imkân sunmaya, hayatlarını planlayabilme imkânıyla onları buluşturma konusunda başarıya vesile olamadık, bizi bağışlasınlar. ‘Bizi bağışlasınlar’ demesi gereken siyaset, bunu diyebilmek sorumluluğunda maalesef. Çocukların yaşadıkları sorunları konuşurken sorumluluk makamında olanların, aidiyetler üzerinden bu sorunları konuşmaya heves etmesi ne demek? Kiminin seküler, kiminin modern, kiminin Atatürkçü, kiminin muhafazakâr olması üzerinden bilek güreşi yapmaya heves edilmesi. Ailesi KHK’lı diye bir çocuğun vefat parantezinde olmasına rağmen sanki vefat etmemiş gibi yokmuş gibi muamele görmesi. Bu nedir yani?
Empati kabiliyeti ister bu işler!
Bu kadar duygusunu kalbini yitirmiş, bu kadar sorumluluktan kopmuş bir siyasi irade hangi sorunumuza nezaret edecektir bizim? Tam olarak bahsettiğimiz şey budur. Yani yüzde 50+ 1 değişsin derken de kastettiğimiz şey budur. Siyaset milletten, millet siyasetten evet karşılıklı verimlilik esasına göre bir fayda görecekse o ona imkân verecek bir duyabilme yeteneği, empati kabiliyeti, sorumluluk taşıyabilme ciddiyeti ister bu işler.

Meclis’i etkin hale getirmenin yolu…
O yüzden baştan başlayayım. Meclisi etkin hale getirmenin yolu şudur: 50+1 değişecek. Bakanlar Meclise karşı sorumlu olacak. Meclisin bütçe hakkı olacak. Meclisin gensoru hakkı olacak. Bütçe hakkı olmayan Meclis, Meclis değildir. Bütçe hakkı olmayan Meclis, Türkiye'de etkinliğini kaybetmiş olduğu için Meclis vasfını yitirecektir. Dolayısıyla Meclisin bütçe hakkı olmalıdır. Bütün bu düzenlemeler azınlığın elinde, 3-5 tane oyu olanın elinde ilkesizlik alanı ve siyasetin şantaj alanı haline gelmiş. Meclis etkin hale gelince demokrasimiz de normal rayına oturacaktır. Eğer bu mekanizmaları doğru oturtamazsak sorunlarımızı bile doğru konuşamamaktan kaynaklanan, hep başımıza bela geldikten sonra, başımıza bir felaket geldikten sonra tedbir alıyoruz klasiğine dönen açıklamalar zincirine yeni bir açıklama daha eklenecektir.
En büyük sorun sorunları doğru konuşamamaktır!
Biz Anahtar Parti olarak alarmları önce çalan devleti, mesuliyetini, vazifelerini daha hadise başa gelmeden yapabilen siyaseti, tedbir alabilen, yönetebilen, ölçebilen siyaseti temsil ediyoruz. Ölçmeniz lazım. Karşı karşıya olduğunuz neyse sorunla doğru yüzleşmeniz lazım. Sorunlarınızı doğru muhataplarla konuşmanız lazım. Sorunları size söyleyen insanlardan korkmamanız lazım. Hangi mevzu olursa olsun Türk milletinin çok büyük sorunları vardır. Ama en mühim sorun, sorunları doğru konuşamamaktır. Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da yaşadığımız büyük acılardan sonra da gördüğümüz budur. Herhangi bir meslek odasının karşı karşıya olduğu sorunla ilgili açıklamasından sonra siyasetin o sorunları söyleyenlere karşı takındığı tutum ve Türk toplumunun şahit olduğu şeylerde karşı karşıya olduğumuz sorun budur. İş Bankası Genel Müdürü'nün açıklaması oldu. O açıklamadan sonra İş Bankası Genel Müdürü’nün tekrar düzeltme yapmak zorunda olduğu iklimden bahsediyorum! Çocukların ailesi KHK'lıdır diye onların cenazesine katılmayacak bir savrulmadan bahsediyorum. İnsani savrulmadan, sorunlarla yüzleşemeyen, sorumluluklarını bilmeyen bu savrulmayı ekonomide de konuşuyorsunuz. Okul baskınlarında da konuşuyorsunuz. Mecliste de konuşuyorsunuz, siyasette de konuşuyorsunuz. Dolayısıyla Türk milletinin şu anda çözmek zorunda olduğu en mühim sorun sorunlarını doğru konuşamamaktır.
İstifa etmek Milli Eğitim Bakanını küçültmez ama!..
Bazıları ‘ Milli Eğitim Bakanımız istifa etsin’ diyor. İstifa bakanımızı küçültmez. Bu kadar büyük bir dehşette mesela Milli Eğitim Bakanımız çok rahatlıkla şöyle yapabilir. Yapılması gerekenleri uzmanlarla istişare etmişleri görüyorum. Zaten bizim devlet; başa bela geldikten sonra konuşabiliyor. Başa bela gelmeden konuşamıyor. Bizim siyasetçilerimizin en büyük problemi bu. Şimdi bakıyorum ki bayağı esaslı mevzuyu konuşabiliyorlar. Uzmanların görüşlerine bakıyorum, dört başı mamur. Yani, dışlanma duygusu, sahipsizlik duygusu, itilmişlik duygusu, güvensizlik duygusu, şiddet sarmalı, rehabilitasyon. Danışmanlık uzmanlarının yetersizliği, sınıflarda kalabalıklar, akran zorbalıkları. Her şeyi biliyorlar. Şu anda konuşanlara bakıyorum, her şeyi biliyorlar. Niçin yapmıyorlar? Başa bela gelmesini bekliyorlar. Bu siyaset sistematiğini değiştirmemiz lazım. Aylardır söylüyor Eğitim Politikaları başkanlığımız… Akran zorbalığı, okul dışında şiddet. Bunları konuşuyoruz, niçin şimdi mevzu gündeme geldi? Evlatlarımızı kaybettik! Bu dehşeti yaşamadan bu işlere nezretmemiz lazım. Bakanımız tedbirler silsilesini, uygulanması lazımları listesine koyup, Meclisi, iradeyi, siyaseti, sorumluluk makamında bir istifa ile ödüllendirip şöyle bir imkân açabilir bakanımız. Bu bakanımızı küçültmez, siyaseti küçültmez! Milletin toplumsal ve sorumluluk alanlarını zayıflatmaz. Bu bir meşale olarak şöyle önümüze düşebilir. Bu kadar büyük acıdan birisi sorumluluk alsın, ben bunu da başlatayım diyebilir. Yani okullarda ne yapılması gerektiğine dair bir muhasebeyi başlatmışlarsa; böyle bir sembolle çünkü eğitim nasıl yapılacağını gösterme yeridir de aynı zamanda! Sadece konuşma yeri değildir. Belki diğer bakanlıklardan müstesna olarak ayrılabilir bu vasfıyla. Her şeyin başıdır, sonudur demiyorum ama bu da kıymetlidir. Çünkü siyasette bunları görerek önümüzdeki sorumluluk alanlarında başa ne geleceğini ifade etmek de mühim bir başlangıçtır.
Hüzünlü olmak zorunda olduğumuz bir gündeyiz!
Bugün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız. Kutlu olsun diyemiyorum, hüzünlüyüz. Hüzünlü olmak zorunda olduğumuz bir gündeyiz. Milli yas, empati… Bunların hepsinin arasında konuşmak zorunda olduğumuz şey şu. Çocuklarımıza emanet ettik memleketimizi. Çocukların güvende olmadığı memleket güvende değildir. Çocukların okula güvenle gidemediği bir memleket geleceğinden emin değildir. Çocuklarının yetenekleri keşfedilememiş, onlara fırsat eşitliği sunulamamış, onlara hayatlarını planlama imkânında eşit yarış imkânı verilememiş bir memlekette gelecek diye bir projeksiyon yapılamaz. Memleketi ayağı mı kaldıracaksınız; çocuklar. Ülkenin geleceğini zenginleyeceksin; çocuklar. Ülkenizi güvenli hale mi getireceksin; çocuklar. Çocuklar işin hem başı hem sonudur. Bir memlekette varlık iddianızın, siyaset sorumluluğunuzun merkezinde hem çocuklar, başında çocuklar, sonunda çocuklar vardır. Çocuklarınızın seslerini, kurşun seslerinin kestiği bir memlekette siyaset vazifesini yapmıyor demektir.
Atatürk; Meclis çocuk, devlet çocuk, cumhuriyet çocuk eşleşmesi yaptı! Pusulamız çocuklar!..
Biz pusulamızı çocuklar yapacağız. Çocuklar siyasetin pusulası olacak. O yüzdendir ki Mustafa Kemal Atatürk'ün ulusal egemenliği çocuklarla birleştirmesi; ‘Devlet kurduk, millet meclisi inşa ettik, meclisi de açtık. Bu meclise cumhuriyeti ilan ettirdik ve bunu da çocuklarımıza hediye ettik’ bağlantısını doğru görmek zorundayız. Meclis çocuk, devlet çocuk, cumhuriyet çocuk. Eşleşmeye bakıyor musunuz? Gelecek çocuk, geleceğimizin gücü çocuk. Eşleşmeleri görüyor musunuz? Bütün bunların içerisinde çocukların koyulduğu yer aslında onlara bir mutluluk vesilesi olsun değil... Herkese sorumluluk hatırlatsın diye böyle konmuş. Siyasete sorumluluk hatırlatılmış. Meclise sorumluluk hatırlatılmış. Milli eğitime sorumluluk hatırlatılmış. Kalkınmaya sorumluluk hatırlatılmış. Cumhuriyete sorumluluk hatırlatmış. Türk milletine sorumluluk hatırlatılmış. Denilmiş ki onlara varsanız çocuklarınız da varsınız. Yaşayacaksanız çocuklarınıza yaşayacaksınız. Eğer zengin olacaksanız çocuklarınıza zengin olacaksınız. Eğer güvende olduğunuzu ölçmek istiyorsanız çocuklarınıza bakacaksınız. Eğer geleceğiniz diye bir şey konuşacaksanız çocuklarınızla konuşacaksınız. Çocuklarınızın böyle konuşulduğu bir memlekette vazifelerinizi yapmış sayılacaksınız.
Cumhurbaşkanı iktidara yeni gelmeye hazırlanıyor gibi!
Sayın Cumhurbaşkanının çocuklar için söylediği, attığı twitlere bakıyorum… İktidara yeni gelmeye hazırlanan bir hat üzerinden konuşuyor Sayın Cumhurbaşkanı. 24 yıldır iktidarda olan bir partinin genel başkanı olarak Sayın Cumhurbaşkanının ‘çocuklarımıza huzurla yaşayacakları bir vatan bırakacağız, elimizden geleni yapacağız’ diyor olması kıymetli mi? Kıymetli ama 24 yılın sonunda bu biraz mesuliyet gerektiren bir söz. Yani 24 yıl yapmadıklarınızın hesabını da size sorulmasını mecbur hale getiren bir sözdür bu. Zamanı en büyük kıymet bilen, en büyük hazinesi zaman olan ve en büyük kuvveti gençliği olan bir milletin zamanını ve gençliğini, çocuklarını ve planını doğru yapmak zorunda olduğu zamanlardayız. Biz mesuliyetlerimizi biliyoruz. Bu duygularla 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı tebrik ediyoruz. Çocuklarımız bizi bağışlasınlar. Kendilerine huzurla yaşayacakları memleket bırakmak sorumluluğumuzu duyarak; günümüzü günümüze ekleyeceğiz. Çok çalışacağız. İnşallah böyle acıların yaşanmayacağı bir memleket hep beraber kuracağız. Türkiye büyük bir memlekettir. Türk milleti bundan çok daha fazlasını hem hak ediyor hem de buna imkânı vardır.”
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


