"Atatürk'ün İslam'a yaptığı hizmeti benim diyen Müslüman yapmamıştır"
"Atatürk'ün İslam'a yaptığı hizmeti benim diyen Müslüman yapmamıştır"
Türkiye ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, gazeteci İzzet Çapa'nın YouTube kanalına konuk oldu.
Türkiye ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, gazeteci İzzet Çapa'nın YouTube kanalına konuk oldu.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş gazeteci İzzet Çapa'nın YouTube kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. ABD'nin Türkiye'nin stratejik ortağı olmadığını vurgulayan Baş, "ABD İran'la savaş halinde diye biz de mi İran'la savaşacağız?" diye sordu. Baş, Atatürk ve dindarlar üzerinden oluşturulan ayrışmanın emperyalizmin bir oyunu olduğunu belirterek, "Atatürk'ün İslam'a yaptığı hizmeti en benim diyen Müslüman yapmamıştır" dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gazeteci İzzet Çapa'nın YouTube kanalına konuk oldu. Türkiye ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş; ABD'nin dış politikası, İran'la ilişkiler, Atatürk ve dindarlar arasındaki bağ, ekonomik gelişmeler, Avrupa'da yükselen toplumsal tepkiler ve eğitim politikaları hakkında dikkat çeken açıklamalar yaptı.

Programda öne çıkan soru ve yanıtlar şöyle:
"Dindarlar Atatürk'ü sevmez söylemi emperyalizmin bir oyunu"
Sağ tandanslı ve dindar kesimlerde Atatürk'ün kabul görmediği, sevilmediği yönünde bir algı var. Bu durum size siyasi açıdan zarar vermiyor mu?
Aslında bu, toplumun gerçekliğini yansıtan bir durum değil. Türkiye'nin sosyolojisine baktığımızda toplumun kahir ekseriyetinin, yüzde 90'lara varan bir kesiminin hem Atatürk'le barışık hem de dinine bağlı olduğunu görüyoruz.
Ben kiminle konuşsam anneannelerinden, babaannelerinden örnekler veriyor. Çünkü toplumun gerçek yapısı buydu. Daha sonra içimize sokulan gerçek dışı söylemler ve algılar bizi farklı kesimlere bölmeye başladı.
Türkiye'de bu hep yapıldı. Atatürk'ün en büyük mücadelesi emperyalizme karşıydı. Emperyalizmin bu bölgede yüzyıllardır oynadığı oyun ise toplumu bölmek, parçalara ayırmak ve farklı kamplara sürüklemek oldu.
Ben Türkiye'de insanımızın, toplumumuzun kendi içinde gerçek bir kavgası olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Bugün Kürt meselesi olarak gündeme getirilen konuda bile hiçbir Kürt'ün Türk'le, hiçbir Laz'ın Kürt'le, hiçbir Çerkes'in Laz'la bir problemi yoktur. Ancak yukarıda bir siyasetin menfaat alanı vardır. O menfaat alanı kavga üretir, bazı gençleri kandırarak farklı yönlere sürükleyebilir. Elbette insanlar farklı düşüncelere sahip olabilir. Ancak bu farklılıklar toplumun birbirine düşman olmasını gerektirmez.
"Atatürk'ün İslam'a yaptığı hizmeti en benim diyen Müslüman yapmamıştır"
Atatürk'ün muhafazakârlarla ve dindarlarla bir problemi olduğu algısı gerçeği yansıtmıyor. Son 30-40 yıldır bu algı yayılmaya çalışıldı ve bu doğrultuda bazı kitleler oluşturuldu. Bunları yok sayamayız, ancak bizim varlığımız da milletini ve devletini bir arada tutan bir siyasi anlayışın temsilidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu unsuru Atatürk ve onun etrafında şekillenen Millî Mücadele kadrosudur. Yıllarca bu değerlerin arasına nifak tohumları ekildi. Bizim siyasetimizin temel hedeflerinden biri de bu ayrışmayı ortadan kaldırmak, milleti kendi ortak değerleri etrafında buluşturmaktır.
Atatürk'ün İslam'a yaptığı hizmeti en benim diyen Müslüman yapmamıştır. Bakın, çok enteresan bir durum var. Anadolu'da bir savaş veriyorsunuz. Bu savaşın ardından cumhuriyeti ilan ediyorsunuz. Atatürk, rahatlıkla kendi adına veya bir hanedanın adına yeni bir devlet kurabilirdi. Nitekim biz bir imparatorluğun bakiyesine sahiptik. Ancak o, cumhuriyeti tercih etti.
Cumhuriyet dediğimiz nedir? Halkın yönetimidir. Peki, bu halk kimdir? Müslüman bir halktır. Bu halk için mücadele veriliyor. Dolayısıyla bu mücadeleyi veren kişinin kendi halkıyla, milletiyle ve diniyle bir sorunu olduğunu düşünmek mümkün değildir.
"Uyarılar olmasına rağmen uyarı yapanların susturulduğu bir süreç yaşandı"
Fon olayında bir kişi manipülasyon yaparak, içeriden aldığı bilgilerle borsa işlemlerine girmiş ve haksız kazanç elde etmişse elbette cezalandırılmalıdır. Hukuken durum budur. Ancak cezalandırmanın nasıl yapıldığı da önemli. Muhalifse doğrudan cezaevine atılabilir, iktidara yakınsa kulağı çekilebilir ya da WhatsApp grubundan çıkarılabilir. Cezalandırma yöntemleri değişebilir ama böyle bir eylemin mutlaka karşılığı olmalıdır.
Burada asıl dikkat çekici olan yalnızca bazı kişilerin vurgun yapması değil, bir ekonomik sistemin çöküşüne tanıklık etmemizdir. Yıllardır biriken yapısal sorunların sonucunu görüyoruz.
Örneğin Bloomberg'in ortaya koyduğu bir raporda, uyarılar yapılmasına rağmen uyarıda bulunan kişilerin susturulduğu bir süreç yaşandığı ifade ediliyor. Bürokrasinin de içinde olduğu, bazı kişilerin gelişmelerden önceden haberdar edildiği iddiaları var.
Bunların hiç yaşanmamış olması mümkün değil. Birileri koruyup kollamadığı takdirde, bugün sizin hesabınızdaki 2 bin liralık hareketliliği raporlayan bir organizasyonun 2 milyar liralık para hareketini dikkat çekici bulmaması düşünülemez. Böyle bir hareketliliğin görülmemiş ve anlaşılmamış olması ihtimal dahilinde değil.
"ABD Türkiye'nin stratejik ortağı değildir"
Sizce Amerika gerçekten Türkiye'nin stratejik ortağı mı?
Hayır. Amerika'nın Türkiye'de, Orta Doğu'da ve bölgemizde bizim menfaatimize olan değil, menfaatlerimizi ortadan kaldıran beklentileri ve planları var. Dolayısıyla Amerika hiçbir zaman stratejik ortağımız olamaz.
Amerika'yla ilişkilerimiz iyi olmalı mı? Elbette. Amerika'yla kavga etmeli miyiz? Hayır. Ancak biz Amerika'nın iç siyasetini kendimize dış politika, Amerika'nın dış politikasını da kendimize iç politika haline getirirsek bundan hiçbir fayda sağlayamayız.
Bizim parti olarak bakış açımız budur. Çünkü aramızda 10 bin kilometre mesafe var. Amerika'nın dünyayı yönetme arzusu ve hedefleri bulunuyor. Bunu gerçekleştirmek için çok canice yöntemlere de başvurabilen bir devletten bahsediyoruz. Bugün emperyalizmin bayrağını en üst düzeyde dalgalandıran ülkeden söz ediyoruz.

"ABD İran'la savaş halinde diye biz de mi İran'la savaşacağız?"
Biz kendimize baktığımızda tarih boyunca emperyalizmle mücadele etmiş, bağımsızlık için çok büyük bedeller ödemiş bir millet ve devlet görüyoruz. Dolayısıyla Amerika'yla stratejik çıkarlarımızın örtüşmesi mümkün değildir.
Buna bir örnek verelim: Amerika ile İran savaş halinde. Peki, stratejik ortaklık ne demektir? Amerika'yla stratejik ortak olduğumuzda bizim de İran'la mücadele etmemiz mi gerekiyor?
İran, bizim en eski sınır komşularımızdan biri. Sınırlarımızın tarihi Kasr-ı Şirin Antlaşması'na kadar uzanıyor. Amerika İran'la savaşıyor diye biz de Amerika'yla stratejik ortaklık yapıp komşumuzla mı savaşacağız?
Bunu söylerken İran'ın stratejik çıkarlarının bizim için belirleyici olduğunu da söylemiyorum. Bizim için önemli olan yalnızca Türkiye'nin stratejik çıkarlarıdır.
"Trump dünyayı GTA hileleri gibi yönetiyor"
Monopoly diye bir oyun vardı, hatırlar mısınız? Dünyanın her yerinden evler alırsınız. Trump da dünyayı biraz böyle mi yönetiyor?
Trump dünyayı hem öyle yönetiyor hem de sizin verdiğiniz örnekten hareketle başka bir oyun üzerinden anlatayım. GTA vardır, bilirsiniz. Çok meşhur bir oyundur. Bizim lise yıllarımızda GTA'nın Vice City modeli vardı.
O oyunda bir hile vardı, hiç unutmam. NUTTERTOOLS yazınca bütün silahlar yükleniyordu. Sonra da şehirde istediğinizi yapabiliyordunuz.
Şu an GTA 6 çıktı herhalde, onu bilmiyorum ama Vice City'de durum böyleydi. Amerika da bugün biraz bu pozisyonda. Türkiye'deki iç siyasette iktidarın da benzer bir yaklaşım sergilediğini düşünüyorum. NUTTERTOOLS yazmış, bütün silahları eline almış ve 'Hadi savaşalım' diyor.
Bu hakkaniyetli bir durum değil. Amerika bugün böyle bir vaziyette.
"Avrupa halkları neden ayaklandı?"
Bugün dünyanın şöyle bir gerçeği var: Dünyadaki zenginliğin yüzde 1'lik kesimin elinde toplanan bölümü, geri kalan yüzde 99'un sahip olduğundan bile daha fazla.
Yeni neslin, genç kuşakların bu adaletsiz gelir dağılımına isyanı söz konusu. Bütün dünyada mevcut ekonomik sistemin değiştirilmesine yönelik arayışlar başladı.
Zenginin zenginliğini koruduğu ama fakirin de daha iyi, daha konforlu ve daha rahat koşullarda yaşayabildiği bir düzen nasıl kurulabilir? Son üç-dört yıldır dünyada bunun tartışmaları yapılıyor.
Örneğin evrensel temel gelir, yani 'basic income' kavramı gündemde. Bütün vatandaşlara belirli bir gelir verilmesi veya iş gücüne doğrudan katılmayan ancak emek üreten insanlara destek sağlanması tartışılıyor. Anneler için 'anne parası' ya da 'mamani' gibi uygulamalar da bu çerçevede gündeme geliyor.
Burada Bağımsız Türkiye Partisi açısından dikkat çekici bir nokta var. Bütün bu öneriler, merhum babam Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2005 yılında kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli'nde zaten yer alıyordu. Bugün dünyanın tartıştığı ekonomik çözüm önerilerinin önemli bir bölümü, yıllar önce Milli Ekonomi Modeli'nde ortaya konulmuştu.
Milli Eğitim Bakanına "Kurtuluş Savaşı" cevabı
Milli Eğitim Bakanı, "Kurtuluş Savaşı isminden kurtulmamız gerekiyor" dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kurtuluş Savaşı, mevcut tarih kitaplarımızda ve bizim aldığımız lise eğitiminde de Millî Mücadele ile birlikte kullanılan bir kavramdır. Kimse Millî Mücadele demiyor değil. Mücadelenin millî niteliğini vurgulamak için Millî Mücadele, işgal altındaki bir toprağın işgalden kurtarılmasını anlatmak için de Kurtuluş Savaşı denir.
Dolayısıyla "Kurtuluş Savaşı dememiz gerekmiyor" demek, şu anlama gelir: Biz işgal altında değildik, herhangi bir şeyden kurtulmadık.
Bu, kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


